Sağlıklı Yarınlarınızın Güvencesi

Sıkça Sorulan Sorular

MANYETİK REZONANS (MR)
MANYETİK REZONANS (MR)

Manyetik Rezonans(MR) Nedir? Çalışma Prensibi Nasıldır?

Vücudun herhangi bir bölgesinin kesitsel olarak görüntülenmesidir. MR cihazı büyük bir mıknatıstan oluşur. Cihaz, yüksek güçte bir mıknatısın yarattığı manyetik alan içerisinde, radyo dalgaları kullanılarak hastaların detaylı ileri görüntüleme tetkiklerinin yapılmasına imkân sağlamaktadır. Güçlü bir manyetik alan içinde, vücut dokusundaki atom çekirdekleri tarafından elektrik sinyalleri salınır. Bu sinyaller hastanın etrafındaki dairesel bir anten tarafından yakalanır. Sinyal yoğunlukları doku tipine göre değişmektedir. Bilgisayar, inceleme altındaki vücut alanlarına karşılık gelen noktalara sinyalleri yerleştirir ve bunları ekranda bir görüntü haline getirir, böylece MR görüntüleriniz elde edilir.

MR çekimi hangi durumda yapılır?

MR, vücudun değişik bölgeleri için değişik amaçlarla uygulanabilir. Migren, baş ağrılarında, nörolojik rahatsızlıklarda, beyin tümöründen şüphelenilen hastalarda, epileptik nöbet geçiren hastalarda, göz, kulak, çene eklemi problemi olan hastalarda, omurga problemi, disk kaymaları ve disk fıtıklarında, omuz, diz gibi eklemler ve bağların değerlendirilmesinde, spor yaralanmalarında, kalp hastalıklarında, göğüs ve karın iç organ rahatsızlıklarında, kemik yapı rahatsızlıklarında MRG değerlendirme yapılabilir.

Hızlı ve Pratik MR Çekimi

Hastalıkların teşhisinde görüntülemenin büyük önem taşıması, MR (Manyetik Rezonans) cihazlarının da teknolojik niteliğini arttırdı. MR çekimi sırasında görüş rahatlığını sağlayan cihazın yapısı ve aksesuarları hastanın konfor standartlarını en üst düzeye taşımaktadır.

Yüksek teknolojiye sahip 1,5 Tesla MR sistemlerinin geliştirilmesiyle MR çekimi daha hızlı, pratik ve konforlu hale gelmiştir.

Teknolojik yenilikleri takip ederek, daima kaliteli hizmet vermeyi ilke edinmiş olan KOLAN HOSPITAL GROUP da 1,5 Tesla MR Cihazı tüm hastalarımıza bu hizmeti vermekteyiz.

Hastanemizin MR Ünitesinde

Kranial MR,
Spinal Kanal MR,
Eklem MR,
Meme MR,
Spektroskopi MR gibi çekimlerin yanı sıra Beyin, Boyun, Spinal Kanal, Toraks, Abdomen, Pelvik, Ekstremite, Ekstremite Eklemleri, Beyin Anjio, Batın Anjio,Periferik Anjio,gibi rutin çekimler, Meme, Dıffusyon-Perfusyon, Kolonjio gibi özel çekimleri de yapabilmektedir.

VARİS
VARİS

Yaz, birçoğumuz için heyecanla beklenen ve göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen, yılın en güzel mevsimidir. Varis hastaları için ise durum hiç de öyle değildir. Onlar, yazın havaların ısınmasıyla birlikte bacaklarındaki kötü görüntülerden dolayı kısa etek ve mayo giymeye çekinirler. Ayrıca havaların ısınmasıyla birlikte, varislere bağlı yakınmaları daha da çekilmez bir hal alır. Bu nedenle havaların tekrar soğumasını dört gözle beklerler.

Peki ama bu sosyal izolasyon ve psikolojik travmanın bir çözümü yok mu? Elbette var:

Sonbahar, her varis hastasının en iyi değerlendirmesi gereken mevsimdir. Çünkü yaz aylarında şikayetler ne kadar fazla da olsa, uygulanacak bir tedavi sıcak havaların da etkisiyle çekilmez bir hal alabilmektedir. Tedavinin bel kemiği olan varis çorapları ve elastik bandajlar genellikle soğuk havalarda daha rahat kullanılabilmektedir. Diğer yandan çorap ve bandaj gerektirmeyen kılcal varislere cilt dışından uygulanan lazer tedavisi bronzlaşmış bir ciltte beklenen sonuçları verememektedir. Bu nedenle havaların soğumaya başladığı ve cilt renginizin açıldığı sonbahar ayları varislerden kurtulmak için altın bir fırsattır.

Varis Nedir?

Çoğunlukla bacaklarda görülen toplardamarların normalin dışında genişlemesidir.

Varis Neden Oluşur?

Varisi oluşturan esas sebep bilinmese de en sık yaş ve hamilelik suçlanan nedenlerin başında gelmektedir. İnsan yaşlandıkça toplardamarlarının elastikiyeti bozulmakta, içlerindeki kapakçıklar gevşeyerek fonksiyonlarını yitirmektedir. Bu durum, kirli kanın bacaklarda göllenmesine ve içinde bulundukları damarların anormal biçimde genişlemesine yol açmaktadır. Hamilelik döneminde annenin vücudundaki kan hacmi artmakta, fakat büyüyen fetüsün basısına bağlı olarak kanın bacaktan kalbe dönüşü zorlanarak azalmaktadır. Bu duruma ilave olarak hormonal etkiler de damar elastikiyetini bozmaktadır ve hamilelik dönemine ait varisleri ortaya çıkarabilmektedir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Hastalıklı damarların çapına bağlı olarak şikayetler de değişmektedir. Çapı 1 mm civarında olan kılcal varislerde esas şikayet kozmetik kaygılar iken daha geniş varislerde ağrı, kramp ve varis ülserleri (yaralar) ön plandadır.

Hastalığın Risk Faktörleri Nelerdir?

Ailesinde varis olanlar özellikle risk altındadır. Öte yandan özellikle uzun süre ayakta duran veya hareketsiz olarak gün boyu oturan insanlar (öğretmen, doktor, kuaför, polis, aşçı, sekreter, memur vs.) daha hareketli meslek sahiplerine göre varis hastalığına daha sık yakalanmaktadırlar. Diğer risk faktörleri arasında çağımızın hastalığı olan obezite (şişmanlık) ve kadın cinsiyet sayılabilmektedir.

Tedavi Edilmeyen Varisler Hangi Komplikasyonlara Yol Açabilmektedir?

En sık görülen komplikasyon sıklıkla ayak bileklerinin iç kısımlarına yerleşen ülserlerdir. Bu yaralar bir defa oluştuktan sonra çok zor ve sabır isteyen bir tedavi ile iyileşirler. Varislere bağlı gelişebilen derin toplardamar içi kan pıhtılaşması hayatı tehdit edebilen bir diğer komplikasyondur.

Hastalığın Tanısı Kim Tarafından ve Nasıl Konulmaktadır?

Toplumumuzda varis hastalarının sayısının çok fazla olması nedeniyle, uygun koşullara sahip olmayan birçok güzellik merkezi ve muayenehanede uzman olmayan kişiler tarafından hastalığın tedavisi yapılmaya çalışılmaktadır. Yeterli teknik donanım ve acil müdahale imkanlarına bile sahip olmayan bu gibi yerlerde yapılacak her türlü girişim, hastanın hayatını bile tehtid edebilecek çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Varis hastalığına sahip olanlar, mutlaka bir kalp damar cerrahına başvurmalıdırlar. Doktorunuz sizin şikayetlerinizi dinledikten sonra ayakta durmanızı isteyecektir. Bu esanada uzman bir hekim tarafından sadece gözleme dayalı olarak yapılacak bir muayene ile hastalığın teşhisi rahatlıkla konulacaktır. Hekiminiz gerekli gürürse sizden ayrıca bir renkli doppler ultrasongrafisi yaptırmanızı isteyebilir. Bu tetkik tedavi planınınzın ortaya konmasında oldukça etkili olabilmektedir.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hastalığın tedavisi, varisin derecesine ve hastanın şikayetlerine göre belirlenmektedir. İleride bahsedilecek olan korunma yöntemleri ile beraber, kullanılacak bazı ilaçlar ve uygun basınçtaki bir varis çorabı sayesinde, görüntüde bir düzelme olmasada, tüm şikayetler ile olası komplikasyon risklerinden kurtulabilirsiniz.

Skleroterapi, halk arasında “iğne” veya “köpük” tedavisi olarak da bilinen bir yöntemidir. Kılcal veya orta büyüklükteki varislerin içlerine çok küçük iğneler ile enjekte edilen özel ilaçlar ile hastalıklı damarların tıkanması sağlanır. Bu yöntem günümüzde uzman olmayan kişiler tarfından, kontrolsüz olarak birçok muayenehane ve güzellik salonunda uygulnmaktadır. Verilen ilaçların son derece allerjik olması ve uygulama hatalarına bağlı gelişebilen kalıcı morluklar nedeniyle bu tedavinin mutlaka bir kalp damar cerrahı tarafından hastane ortamında yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Lazer yöntemleri varis hatalarında iki ayrı teknik ile uygulanmaktadır. İlki, kılcal varislerin cildin dışından verilen lazer ışınları ile tahrip edildiği yöntemdir. Ağrılı bir tedavi yöntemi olmasına karşın sonuçları skleroterapiye oranla daha iyidir. Lazerin kullanıldığı diğer yöntem ise ameliyathanede uygulanan ve doppler tetkiki ile hastalıklı olduğu saptanan yüzeysel bacak toplardamarının bir lazer kateteri ile kurutulduğu “Endovenöz Lazer Ablasyonu” dur. Bu yöntemde hastalıklı damar çıkarılmadan olduğu yerde işlev göremez bir hale getirilir. Cerrahi yöntemlere göre iyileşme süreci daha hızlı ve ağrısızdır.

Endovenöz Lazer Ablasyonuna benzer bir yöntem de “Endovenöz Radyofrekans Ablasyonu” dur. Bu işlemde lazer ışını yerine radyofrekans dalgalarının oluşturduğu ısı ile hasta damar tahrip edilerek kapatılmaktadır. Lazer uygulamasına göre oldukça pahallı olmasına rağmen komplikasyon riski oldukça az, başarı oranı da çok yüksektir.

Modern cerrahi girişim, uzun yıllardan beri uygulanan en eski tedavi yöntemidir. Son 5 yılda lazer ve radyofrekans yöntemlerinin uygulanmaya başlamasıyla popülerliği giderek azalmıştır. Ancak, cerrahi girişim maliyetinin oldukça düşük olması nedeniyle, ülkemizde bu yöntemin uzun yıllar boyunca tercih edileceğini düşünmekteyiz. Bu uygulamada, ayak bileği ile kasık bölgesine yapılan kesiler ile hastalıklı damar bulunmakta ve iki kesi arasından cildin altından (damarın içinden) ilerletilen bir klavuz tel yardımı ile bu damar çekilerek çıkartılmaktadır. Lazer ve radyofrekans yöntemlerinde hasta aynı gün eve gönderilip, ertesi gün işe başlarken, modern cerrahi uygulanan hastalar en az 1 gece hastanede yatmakta ve 2-3 gün işten uzak kalmaktadırlar.

Tedavi Sonrası Varisler Tekrarlar mı?

Tedavi öncesinde hastanın uzman hekim tarafından çok iyi değerlendirilmesi ve gerekli görülmesi durumunda doppler tetkikiyle derin toplardamar sisteminin incelenmesi çok önemlidir. Ancak bu şekilde hastalığın ileride tekrarlayıp tekrarlamayacığını saptamak mümkün olabilir. Doğru ve başarılı bir tedavi sonrasında gerekli konunma önlemlerine de uyan bir hastada derin toplardamar sisteminde de bir bozukluk saptanmamışsa hastalığın tekrarlama olasılığı oldukça düşüktür.

Varislerden Nasıl Korunuruz?

Hiçbir koruyucu yöntem varislerin ortaya çıkmasını tamamen durduramaz. Ancak, kan dolaşımının düzenlenmesi ve bacak kaslarının çalıştırılması esasına dayanan koruyucu yöntemler, yeni varislerin ortaya çıkmasını büyük oranda azaltır. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli bir kiloya sahip olmak, yüksek lif – düşük tuz oranına sahip bir diyet uygulamak, yüksek topuk – dar pantolon giymemek, gün içerisinde imkan dahilinde bacakları yükseğe kaldırmak ve oturma – ayakta durma pozisyonlarını sık sık değiştirmek, sadece bu hastalığa sahip olanların değil, bu hastalıktan korunmak isteyen herkesin uyması gereken kurallardır.

Unutmayın..!
Sağlıklı bir bacak ancak sağlıklı bir vücuda sahip olmakla elde edilebilir. Onun için bu sonbaharı sağlık defterinize yeni bir sayfa açarak karşılamaya ne dersiniz?

MAMOGRAFİ
MAMOGRAFİ

Meme kanseri kadınlar arasında kanser ölümlerinin en sık nedenlerinden biridir. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Mamografi meme kanserinin ve diğer iyi huylu meme hastalıklarının tanısında, düşük dozajlı X ışınlarını kullanarak gerçekleştirilen özel bir incelemedir.

Meme kanserine bağlı ölümlerin azaltılabilmesi için en önemli nokta, kadınların meme kanserinin erken tanı almasında aktif rol almalarıdır. Taramada esas olarak kullanılan üç yöntem vardır;

  • Kadının Kendi Kendini Muayenesi
  • Tarama Mamografisi ve gerekirse meme USG
  • Doktor Tarafından Yapılacak Klinik Meme Muayenesi

KADININ KENDİ KENDİNİ MUAYENESİ

Her kadın kendi kendini ayda bir kez muayene etmelidir. Bu muayene, adet başlangıcının 7 ila 10. günleri arasında, yani hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılmalıdır. Kendini düzenli olarak muayene eden her kadın belli bir süre sonra kendi memelerini tanıyacak, normal meme dokusunun özelliklerini öğrenecek ve böylece yeni ortaya çıkan kitleleri erken dönemde fark edebilecektir.

Muayeneye önce ayna karşısında başlanır. Eller bele konularak önce memelerin simetrik olup olmadığı kontrol edilir. Memelerde görünür bir kitle araştırılır. Meme derisinde herhangi bir çöküntü veya değişikliği olup olmadığına bakılır. Eller yukarı kaldırılarak aynı incelemeler tekrarlanır.Daha sonra yatarak muayeneye geçilir. Muayeneye önce sağ memeden başlanır. Daha rahat muayene edebilmek için sağ omuz-sırt altına küçük bir yastık konulur. Sağ el başın arkasına yerleştirilir. Muayene sol elin 2-3 parmak ucu ile gerçekleştirilir. Meme başı çevresinden başlayarak ve meme dokusuna hafifçe bastırarak saat yönünde halkasal hareketler ile herhangi bir duyarlılık veya kitle olup olmadığı değerlendirilir. Tüm meme muayene edildikten sonra koltuk altına bakılır. Sol meme ve koltuk altı da benzer şekilde değerlendirilir.

TARAMA MAMOGRAFİSİ

Meme kanseri açısından risk altında bulunmayan yani ailesinde meme kanseri olmayan veya özel bir takibi bulunmayan kadınlarda, 40 yaşından sonra 2 yılda bir, 50 yaşından sonra da yılda bir yapılan mamografi tarama için kullanılabilecek en uygun yöntemdir. Mamografi tetkikinde çok düşük düzeyde radyasyon kullanılmaktadır. Biri yukarıdan biri de yan olmak üzere her memenin iki aynı pozu çekilmektedir. Filmin net olması için meme iki levha arasına yerleştirilmektedir. Bu sıkışma biraz rahatsızlık yaratsa da sadece birkaç saniye sürmektedir.

KLİNİK MEME MUAYENESİ

Yakınması olan veya normal dışı bulgusu olduğunu düşünen kadının öyküsü doktor tarafından değerlendirilir. Kadının kendi yaptığı muayenelerde fark etmediği veya görüntüleme yöntemlerinde saptanmayan bir çok normal dışı durumun klinik meme muayenesinde ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Ne zaman düzenli meme kontrolüne başlamalıyım?

Eğer 40 yaş üzerindeyseniz ve bugüne kadar meme kontrolü için bir şey yapmadıysanız bugünden itibaren memenizin düzenli kontrolüne başlayabilirsiniz.

Elime sertlik geldi kanserse diye korkuyorum. Ne yapmalıyım?

Her ele gelen sertlik kanser değildir. Ancak muayenede elinize bir sertlik gelmişse muhakkak konuda uzman bir doktora görünmeniz gerekmektedir. Unutmayın erken tanı ile en kötü hastalıktan bile çok daha iyi tedavi sonucu alırsınız.

Bir yakınım meme kanseri oldu. Benim riskim nedir?

Yapılan istatistiklere göre her 10 kadından biri hayatının bir döneminde meme kanseri olmaktadır. Bu risk, kadının anne tarafından kan bağı olan akrabalarında meme kanseri görülmüşse artmaktadır. Örneğin teyzesi veya kız kardeşi meme kanseri olmuşsa risk artmaktadır. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda baba tarafından da kan bağı bulunan akrabalarda meme kanseri görülmesinin riski arttırdığı ifade edilmektedir.

Mamografi çektirmeye geldim, ultrason da yapmak istediklerini söylediler. Acaba bende önemli bir şey mi var?

Ultrason tetkikinin ek olarak istenmesinin nedeni her zaman sizde tehlikeli bir hastalık düşünüldüğü için değildir. Meme dokusu kişiden kişiye farklılık gösterir. 40 yaş üstü ve bazen de 50 yaş üstü meme dokusu yoğun kadınlarda, mamografi tetkiki yetersiz kalmakta ve USG ile taramanın desteklenmesi gerekmektedir. Meme dokusu yoğun olmayan kadınlarda mamografi tek başına yeterli bir tarama yöntemidir.

40 yaşın altındayım, meme taraması yaptırmak istiyorum, ne yapmalıyım?

40 yaşın altındaysanız tarama yöntemi olarak meme USG yeterlidir. Ancak meme kanseri açısından risk altındaysanız ya da özel takibi gerektirecek bir durumunuz varsa meme MR ile bu durumu tespit etmek mümkündür.

Mamografi incelemesi hangi dönemlerde yapılır ve işleme gerekli bir hazırlık var mıdır?

İşlem sırasında duyulacak rahatsızlığı azaltmak ve görüntü kalitesini arttırmak için tetkikler, ideal olarak adet görme ( menstruasyon ) dönemi dışında tercihen adet sonrası 9-10 gününde yapılmalıdır. Mamografik incelemeye gelmeden önce koltuk altına ve memelere, pudra, krem, deodorant v.b sürmeyiniz.

KARDİYOLOJİ
KARDİYOLOJİ

Kolan Hospital Group’ta, Kardioloji ve Kardiovasküler Cerrahi branşları diğer branşlar arasında özel ve etkin bir pozisyona sahiptir. Kolan Hospital Group Kardiyoloji Departmanı Non-invaziv ve invaziv Kardiyoloji branşlarında her türlü teşhis ve olanak ile donatılmıştır. EKG’den anjioya, anjiyoplastiden elektrofizyolojiyetüm aşalamalarda uluslararası standartlarda hizmet sunmaktadır.

Riskli ve şüpheli durumlarda, Kolan Hospital Group uzmanlardan, yardımcı profesörlerden ve profesörlerden oluşan deneyimli kadro ile yapılacak danışma avantajı sunmaktadır.

Kardijoloji kliniklerinde yapılan teşhis ve tedavi üniteleri şunlardır:

  • Eforlu EKG
  • Ekokardiografi
  • Holter EKG
  • Ritim ve tansiyon Holter Monitörü
  • Koroner Anjiografi
  • Koroner Yoğun Bakım Ünitesi
ÇOCUK CERRAHİSİNDE SIK RASTLANAN BAZI HASTALIKLAR
ÇOCUK CERRAHİSİNDE SIK RASTLANAN BAZI HASTALIKLAR
  • İnguinal herni (Kasık fıtığı)
  • Hidrosel (Testislerde su toplanması)
  • İnmemiş testis
  • Umblikal herni (Göbek fıtığı )
  • Sünnet
  • Enkoprezis (Kaka kaçırma)
  • İdrar kaçırma
  • Kabızlık
  • Anal fissur (Makatta yırtık, çatlaklık)

KABIZLIK ve KAKA KAÇIRMA

Dışkılamada zorluk ya da gecikme kabızlık olarak tanımlanır. Dışkılama sıklığı doğumdan sonraki ilk haftalarda günde ortalama dörtten, iki yaşına kadar ikiye, ve dört yaşına kadar bire iner. Çocukluk döneminde haftada 3-4 den az, kaka yapılması kabızlık durumudur.4 yaş üstü çocuklarda istemli veya istemsiz olarak çamaşırlarına gaita kaçırması ise enkoprezis (gaita kaçırma ) olarak bilinir. Gaita kaçırma sabır deneyim isteyen kronik medikal bir durumdur. Tedavide ailenin desteği sağlanmalı ve eleştirilerinin azaltılması, cesaretinin kırılmaması önemlidir. Her iki durumda çocuk cerrahisi, polikliniklerde medikal tedavisiyle başarılı bir şekilde düzeltilebilmektedir.

İNGUİNAL HERNİ (KASIK FITIĞI , HİDROSEL)

Her 100 çocuktan yaklaşık 4’ünde kasık fıtığı gelişir. Kasık bölgesinde; çocuğun ağlamasıyla, ıkınmasıyla, ortaya çıkan şişlik ile belirlenir.Fıtık mümkün olan en kısa zamanda tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavide gecikmeler olduğunda, barsak düğümlenmesi, barsak ve yumurtada çürümeler kaçınılmazdır.Yapılacak olan ameliyat, günü birlik olup hastanede yatmayı gerektiren bir operasyon değildir.

İNMEMİŞ TESTİS

Erkek çocukta testisler torbada değilse, bu duruma inmemiş testis denmektedir. Çoğu zaman tek tarafta bazen çift tarafta görülebilir. 2 yaşına kadar ameliyatla testisler skrotuma (keseye) indirilmelidir. Ameliyat edilmediği takdirde kısırlık ve kanser olma riski önemli oranda artmaktadır. Operasyon günü biriliktir ve hastanede yatmayı gerektirmez.

HİPOSPADİAS (PEYGAMBER SÜNNETİ)

İdrar deliğinin normalden daha aşağıda olmasıdır. Tüm erkek çocuklarının % 1–2 sinde görülür. Sünnet derisi ameliyatla alınacağından bu çocuklar kesinlikle normal yolla sünnet edilmemelidir. Ameliyat edilmediği takdirde çocuk sahibi olma şansı azalır, cinsel ilişkide problemler yaşanır ve okul çağında ruhsal olarak kişilik gelişmesini etkiler. Oldukça ince estetik gerektiren bir ameliyatdır. İlk ameliyat çok önemli olup, başarı sağlanmazsa her takip eden ameliyatta başarı şansı düşer.

Sünnet nedir kaç yaşında yapılmalıdır? İdrar yolu iltihabı geçiren 1 sünnet olmuş çocuğa karşın, 10 sünnet olmamış çocuk saptanmıştır. Bebeğinize sünnet yaptıracaksanız doğar doğmaz veya ilk fırsatta sünnet yaptırmalısınız. ( 0- 2 yaş ) Yeni doğanda kişilik gelişmediği için, sünnet sonrası gelişecek psikolojik olumsuz etki önlemiş olacaktır.Erken dönemde yapılan sünnet; - Pipide damarlanma fazla olmadığı için kanama çok olmaz. - Yaranın iyileşmesi daha hızlı olur.- İdrar yolları enfeksiyonunda koruyucu etki gösterir.- Sünnet derisi darlıklarının neden olacağı ciddi hastalıklar önlenmiş olur.

CHECK-UP NEDİR?
CHECK-UP NEDİR?

Hiçbir sağlık problemi olmayan kişilerde ileride var olabilecek hastalıkların erken teşhisi için, “periyodik genel sağlık kontrolü” amacıyla yapılan muayene ve tetkiklerdir.

NEDEN CHECK-UP YAPTIRMALISINIZ?

Yaptıracağınız Check-Up ile ileride hastalığa yol açacak problemlerin saptanmasıyla bunlara önleyici tedbirler alabilirsiniz. Çünkü hastalık ortaya çıktıktan sonra bunun, hem tedavi sürecinin maliyeti yüksek olur, hem de kişi; sosyal, fiziksel ve psikolojik yönden huzursuz günler geçirebilir.

CHECK-UP SÜRECİ

Sabah aç karnına gelen hastanın check-up süreci, bir check-up danışmanı eşliğinde başlatılır. Hekim muayenesinde elde edilecek fiziki bulgular, yapılacak laboratuar tetkikler, radyoloji tetkikleri, ultrasonografi gibi ileri tıbbi görüntüleme yöntemleri ile teşhisler kesinleşir. Bu sebeple check-up’ın tam teşekküllü bir sağlık kuruluşunda yapılması gerekir.

CHECK-UP’A GELMEDEN ÖNCE NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ?

Hamileyseniz veya bu konuda kuşkularınız varsa işlemlere başlamadan önce mutlaka doktorunuza bildiriniz. Mutlaka randevu alınız ve randevu günü hiçbir şey yemeden ve içmeden geliniz. (8-12 saatlik bir gece açlığı yeterlidir.) Kalp veya tansiyon ilacı kullanıyorsanız, mutlaka check-up uygulayacak doktorla birkaç gün öncesinden konuşunuz.Kadınlar için check-up’ın mensturasyon (adet) günlerine rastlamaması tavsiye edilir.

SAÇ EKİMİ NEDİR?
SAÇ EKİMİ NEDİR?

Saç Ekimi Nedir?

Diğer adıyla saç nakli sağlıklı ve güçlü saç köklerinin verici bölgeden genellikle başın arkasından alınarak incelmiş ya da tamamen açılmış bölgeye taşınması işlemidir. Çağdaş cerrahi teknolojileri sayesinde saç ekimi ile son derece doğal görünümler elde edilebilmektedir. Bu sayede saç kaybına bağlı kişide oluşabilecek psikolojik travmalar ve sosyal yaşamdan uzaklaşma saç nakli ile düzeltilerek bireyin kendini daha güçlü hissetmesi sağlanabilmektedir.

Kimler Saç Ektiremez?

Saç nakli her yaşta uygulanabilir. Bununla birlikte ameliyat yoluyla uygulanan saç nakli, şeker hastalığı, tansiyon hastalığı, diyaliz gerektiren böbrek rahatsızlığı, karaciğer ya da ağır kalp hastalığı olan kişilere uygulanamaz.

Saç Ekimi Operasyonu, ağrı hissi verir mi?

Operasyon esnasında lokal anestezi yapıldığı için ağrı duyulmaz. Lokal anastezinin etkisi bir gün sonra geçtiğinde ağrı kesici kullanmaya gerek yoktur.

Saç ekimi Operasyonunun yan etkisi var mıdır?

Kanama, infeksiyon, kist oluşumu, saç büyümemesi ve yara izi gibi saç naklinin istenmeyen yan etkileri oldukça nadir görülür. Modern saç nakli cerrahisi rahat ve kolaydır, sonuçları ise mükemmeldir. Ömür boyu devam edebilen bir süreç olan saç dökülmesi erkeklerin çoğunda (erkeklik hormonlarından dolayı) 40-45 yaşına kadar oluşur. Bu yaştan sonraki yaşlanma sürecinde kafada bulunan tüm saçlar incelir. Modern teknikler ile daha fazla sayıda saç nakli daha az sayıda işlem ile gerçekleştirilebilmektedir.

Bu teknik cerrahi bistüri kullanılmaksızın saç foliküler ünitelerinin yurtdışından gelen bu işleme özel mikromotor ile çıkarılması esasına dayanır. 0,8-1,4- mm’lik özel uçlara sahip mikromotor ile cildin üst tabakası, kıl ortada kalacak şekilde alınır ve yine bu işlem için özel olarak yurtdışından getirtilen mikropensetlerle foliküler ünite, alttaki gevşek dokulara hiç bir zarar vermeden çıkarılır. Her bir foliküler ünite 2-4 saç ve kökünü içerir. Bu işlemden önce folikül çıkarılacak bölgedeki saçlar 1-2 mm kalacak şekilde traşlanır. Hem verici hem de saç ekimi yapılacak alıcı alanda lokal anestezi uygulandıktan sonra alınan tek tek foliküller saçsız alana transplante edilir.

Tekniğin avantajları;

1 hafta içinde foliküllerin alındığı alandaki minik delikler iz bırakmayacak şekilde kapanır. Arka arkaya veya gün aşırı seanslar uygulanabilir ve her seansta 1500-4000 saç folikülü alınabilir, yani yaklaşık 3000-10000 saç teli 1 seansta ekilebilir. Seanslar arasında klasik teknikte olduğu gibi beklemek gerekmez. Ayrıca verici alanda uyuşukluk, kanama, yara izi ve dikiş alınması gerekliliği yoktur. Ense bölgesinden saçlı deri şeridi çıkarılmadığından iyileşme çok daha hızlı olmaktadır.

LAZER EPİLASYON
LAZER EPİLASYON

Lazer, ışının kıla rengini veren pigmentler tarafından emilerek ısıya dönüşmesi, bu ısının kıl köklerini tahrip ederek kalıcı olarak tüylerin çıkmasını engelleme işlemidir.

Vücut bölgesinde 6-8 hafta aralıklar ile ortalama 4-6 seans, yüz bölgesinde 4-5 hafta aralıklar ile 8-10 seans arasında sonuç vermektedir.

ENDOSKOPİ NEDİR
ENDOSKOPİ NEDİR

Endoskopi terimi genel anlam olarak iç vücut boşluğunun özel kameralı bir alet ile girilip incelenmesi anlamını taşır.  Üst sindirim sistemi,  yani yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağın incelenmesi “özafagogastroduodenoskopi”; alt sindirim sistemi, yani kalın bağırsak ve ince bağırsağın en son kısmı incelenmesi ise “kolonoskopi” diye adlandırılır.

Üst sindirim sistemi incelemesi yapılmadan önce genellikle 6-8 saat açlık yeterli olurken, alt sindirim sistemi incelemesinden önce bir günlük özel bir diyet ve işlem öncesi kullanılacak bağırsak temizleyici ilaçlar yeterli olmaktadır. Endoskopi işlemi anestezi uzmanı eşliğinde uyutularak yapılabileceği gibi, deneyimli endoskopistlerce lokal anestezi ile de kısa sürede ve ağrısız olarak tamamlanabilmektedir.

Endoskopi Kimlere Yapılmalıdır?

  • Kansızlık tanısı alan bir kişide kansızlık sebebinin bulunması amacıyla
  • Aşikar ağızdan veya makattan kanaması olan bir hastada kanama nedeninin bulunması ve mümkünse endoskopik olarak kanamanın durdurulması amacıyla
  • Tomogrofi veya MR gibi radyolojik tetkiklerde belirlenen ülser, tümör, darlık, tıkanma gibi hastalıkların teyidi ve patolojik inceleme için biopsi  alınması amacıyla
  • Sebebi izah edilemeyen kilo kaybında
  • Yutma güçlüğü ve yutarken ağrı, takılma hissi olması durumunda
  • Ağıza acı su gelmesi, ağızda ekşime, göğüs arkasında yanma gibi reflü semptomları olan kişilerde tedaviye başlamadan önce
  • Sebebi bulunamayan sürekli kusmalarda
  • Yanlışlıkla veya intihar amaçlı içilen borçöz gibi maddelerin verdiği hasarın ciddiyeti ve yaygınlığının araştırılması amacıyla
  • Ailede mide ve kalın bağırsak kanseri olanlarda tarama amacıyla
  • Kronik ishal ve zaman zaman makattan sümüksü akıntı tarifleyen kişilerde kronik iltihabi bağırsak hastalığı olup olmadığının  araştırılması amacıyla
  • Erken kanser tespiti için tarama amacıyla

Endoskopi endikasyonlarından üstünde en çok durulması gerekeni ise kanser olasılığı düşünülerek yapılan endoskopilerdir. Çağımızın hastalığı olarak adlandırılan ve tedavisi oldukça zor, pahalı ve yıpratıcı olan mide ve kalın bağırsak kanserlerinin, erken tanı ile; daha kanser gelişmeden tespit edilip tedavisi mümkün olabilmektedir. Erken tanıda ki en önemli araç ise endoskopidir. Endoskopi ile daha kanser gelişmeden, “polip” düzeyinde tespit edilen kitleler çıkarılabilir.

Polipler mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan kaynaklanan organın iç yüzeyine doğru büyüyen kitlelerdir. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında kanser gelişimi görülmektedir. Poliplerin endoskopi sırasında sadece gözle bakılması ile kanserleşme olasılıklarını anlayabilmek mümkün olmadığından alınmaları önerilir. Polipler ‘snare’ adı verilen kement şeklindeki tel ile endoskopi işlemi sırasında alınır (polipektomi işlemi). Bu işlem için hastayı yatırmaya gerek yoktur ve ayaktan tedavi şeklinde yapılabilir. Polipler alınırsa tekrarlamaları beklenmez. Ancak, hastaların % 30’unda kalın bağırsağın farklı bölümlerinde yeni poliplerin çıkabilir. Bu nedenle polip bulunan hastaların belirli aralıklarla takipte olmalarında yarar vardır.

GEBELİKTE EN YARARLI BESİNLER
GEBELİKTE EN YARARLI BESİNLER

Gebelikte en yararlı besinler

  • Süt, yoğurt, peynir: kalsiyum, protein
  • Yeşil yapraklı sebzeler: C vitamini, lif, folik asit
  • Yağsız kırmızı et: protein, demir
  • Tavuk eti: protein, demir
  • Taze balık: protein
  • Kepekli ekmek: protein, lif, folik asit

Gebelikte en zararlı besinler

  • Genel olarak tatlı ve şekerlemeler
  • Şekerli marmelatlar
  • Likörler
  • Gazlı ve şekerli içecekler (kola, gazoz vb.)
  • Aperatifler
  • Çok fazla kahve ve çay
  • İki kişilik yemek

Emzirmenin Faydaları ve Anne Sütünün Önemi

Emzirme kadınlara özel bir durumdur ve anne ile bebek arasında güçlü bir duygusal bağ oluşmasını sağlar.
Bu güven bağı çocukluk dönemine kadar devam eder.

  • Anne sütü bebek için mükemmel bir besin maddesidir.
  • Emzirmemek annede meme kanseri riskini artırır.
  • Anne sütü her zaman hazırdır.
  • Anne sütünün sindirilmesi daha kolaydır.
  • Emzirme sayesinde annenin doğum sonrası kilo vermesi kolaylaşır.
  • Emzirme doğum sonrası kanamaları azaltır.
  • Anne sütü bağışıklık ile ilgili maddeler içerir ve bebeğin bağışıklık sisteminin gelişimini kolaylaştırır.
  • Mama ile beslenen bebeklerde tip 1 diyabet riski artar.
  • Emzirme "endometriozis" gelişimini azaltır.
  • Emzirme annede yumurtalık kanseri riskini azaltır.
  • Emzirmeme annede endometrium kanseri riskini artırır.
  • Mama bebekte alerji gelişme riskini artırır.
  • Anne sütü bebekte kulak enfeksiyonları sıklığını azaltır.
  • Anne sütü bebekte astım ve diğer alerjik hastalıkların görülme riskini ve sıklığını azaltır.
  • Anne sütü bebeği ishale karşı korur.
  • Anne sütü bebeği "bakteriyel menenjite" karşı korur.
  • Anne sütü bebeği "solunum sistemi enfeksiyonlarına" karşı korur.
  • Anne sütü bebeği bazı "lenfoma" türlerine karşı korur.
  • Anne sütü bebeği "juvenil eklem romatizma " sına karşı korur.
  • Anne sütü bedavadır ve annenin bulunduğu her yerde vardır.
  • Mama ile beslenen bebekler ileriki yaşantılarında şişmanlık açısından daha fazla risk altındadır.
  • Anne sütü bebeği bazı "görme kusurlarına " karşı korur.
  • Anne sütü aşıların etkinliğini artırır.
  • Emzirme annede ileride kemik erimesi riskini azaltır.
  • Anne sütü daha iyi sosyal gelişim sağlar.
  • Anne sütü her zaman uygun konsantrasyonda besin maddesi içerir.
  • Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir.
  • Emzirmek mama hazırlamaya göre kolaydır.
  • Anne sütü ağrı kesicidir.
  • Anne sütü her zaman temizdir.
  • Emzirme bebeğin diş sağlığı için yararlıdır.
  • Anne sütü alan bebeklerde "reflü" daha az görülür.
  • Emzirme annenin kendine olan saygısını güçlendirir.
  • Anne sütü her zaman uygun sıcaklıktadır.
  • Anne sütü sentetik hormonlar içermez, tamamen doğaldır.

SIKÇA SORULAN SORULAR

ANLAŞMALI
KURUMLAR

BÖLÜMLERİMİZ

BÖLÜMLERİMİZ

Hastanelerimizdeki bölümlere buradan ulaşabilirsiniz.

Bölümler